Vahiy, İncil’in Yazımı ve Kanonlaşması
- Bayram Erdem
- 21 Nis
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 saat önce
Vahiy
Yaşadığımız coğrafyada en sık karşılaştığımız sıkıntılardan biri Hristiyanlık ve İslamiyet tartışmalarında kavram kargaşalıkları yaşanıyor olması ve bu yüzden bazı konuları sağlam bir zemine oturtulamamasıdır. Vahiy konusu da bu kavramlardan biridir.
Ne Hristiyanlıkta ne de Yahudilikte, “vahiy” olgusuna “Cebrail” dahil edilir. Yani ne İsa Mesih ne Musa ne de tarihte hiçbir Kutsal Kitap’ta adı geçen peygamber, vahiylerini ya da yazdıkları Kutsal Yazıları kendilerine Cebrail’in direk Allah’tan alıp getirdiğini söylerler. Bu tür bir vahiy olgusu tamamen İslam dinine ait bir inanıştır.
Kutsal Kitap ise Kutsal Ruh’un esinlemesiyle peygamberlerin görümlerini, rüyalarını, yaşadıkları olayları, Tanrı’ya olan yakarışlarını ya da direk Rab’bin onlara fısıltıyla olan emirlerini
"Rab bana şöyle buyurdu ki:..¨ diyerek kaleme almalarıyla oluşmuştur. Peygamberler kendi kelime dağarcıklarını kullanarak bu kitapları yazmışlardır. Tanrı sadece 10 emiri taş levhalara bizzat kendisi kazımıştır.
“Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılarda bulunan hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insanın isteğinden kaynaklanmadı. İnsanlar Kutsal Ruh tarafından yöneltilerek Tanrı’nın sözlerini ilettiler. (2. Petrus 1:20-21)”
İsa Mesih’in yüceliğini burada da görürüz. O, bir peygamber gibi hiçbir zaman, “Rab bana şöyle buyurdu” demedi. Aksine, “ben size buyuruyorum ki…” diyerek otoritesini göstererek konuşmuştur.
O bir din kurmaya, bir kitap yazmaya gelmedi. Hiçbir zaman öğrencilerine her hangi bir şey yazdırmadı. ‘‘Bana vahiy geldi bunu kağıda dökmeliyiz’’ demedi. O’nun geliş amacı, zaten baştan beri kendisinin de öğrencilerine sık sık söylediği gibi; birçoklarını kurtarmak için acı çekmek, ölmek ve Kutsal yazılar uyarınca 3. gün ölümden dirilmekti. Bize Tanrı’nın adaletini ve sevgisini göstermek ve kurtuluşumuzu sağlamak için geldi.
Tabi ki bir olay olmadan, o olay hakkında yazılamaz. Tanrı’nın hikmeti gereği bütün bunlar olduktan sonra, Kutsal Ruh’un hatırlatması ve yönlendirmesiyle öğrencileri ayrı zaman ve mekanlarda, değişik kişi ve topluluklar aracılığıyla tüm insanlığa hitap ederek tanıklıklarını kaleme aldılar. Nasıl ki bir olayda ne kadar çok görgü tanığı varsa ve bu tanıklıklar birbirleriyle çelişmiyor aksine olayı tamamlıyorsa, bu olay net bir şekilde tarih sayfasındaki yerini alır ve zihinlerde gerektiği yargıyı alır. İncil’in kaleme alınması aracılığıyla Mesih İsa’ya tanıklıkta da böyle olmuştur. İncil’e bu perspektiften bakmak gerekir.
İncil’in Yazımı
İncil’in yazılması, yani Yeni Antlaşmada buluna 27 kitabın (bölümün) “yazılmış olmaları” ile “kanonlaşmaları” iki ayrı konudur. İncil’in her bir bölümü (4 Müjde, Elçilerin İşleri, 21 Mektupve Vahiy) rulo halinde kendi başına bir kitaptır. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı dinleyici gruplarına hitaben yazılmışlardır; ancak Tanrısal ve teolojik olarak evrensel konuları işlemişlerdir. Bu kitaplar 40-100 yılları arasında, II. yüzyıla girmeden, yazılmış ve inananlar arasına dağılmaya başlamıştır. O dönemde belki her kilise, yani her topluluk, 27 kitabın her birine sahip olamıyordu. Ancak bu durum, 27 kitabın kutsallığını etkileyecek bir durum değildir. Kitaplar zamanla tüm kiliselere yayıldı. Kilise babaları vaazlarında bu kitaplardan alıntılar yapıyorlardı. Elimizde, muhtelif müze ve kiliselere dağılmış; ilk yüzyıllardan kalma 6.000’den fazla Grekçe, 10.000’e yakın Latince İncil nüshaları mevcuttur. 12 Bu nüshalar elimizde olmasaydı bile, şu an elimizde olan o dönemde yaşamış kilise babalarının günümüze ulaşan vaaz metinlerinde yaptıkları alıntılardan bugünkü İncil oluşturulabilmektedir.
Hıristiyanlık başlangıçta büyük ölçüde Yahudi bir hareketti, yani İsa Mesih ve ilk takipçilerinin çoğunluğu Yahudiydi. Yeni Ahit, İsa Mesih ve havarilerinin Yaratılış, Mezmurlar, Yeşaya vb. Eski Ahit kitaplarından kapsamlı alıntılar yaptığını kaydetmekte, böylece ilk kilisenin Yahudi kutsal metinlerini ahlaki eğitimin yanı sıra doktrin ve uygulama konularını belirlemek için yetkili kaynak olarak gördüğünü göstermektedir.1 Bununla birlikte, Yahudilerin aksine, İsa'nın takipçileri Yahudi kutsal metinlerinin, yasasının ve peygamberliklerinin (kehanetlerin) öncelikle Nasıralı İsa'nın yaşamı ve misyonunda yerine getirildiğini anlamışlardır. İsa'nın ölümünü takip eden ilk on yıla kadar bilinen hiçbir Hristiyan yazısı üretilmemiş olsa da, ilk Hristiyanlar İsa'nın öğretilerini ve eylemlerini hafızalarında tutmuş ve sözlü olarak aktarmışlardır. Bu öğretilerin Hristiyan topluluklarında en yüksek otoriteye sahip olduğu anlaşılmış ve Hristiyan öğrenciliğinin ve yaşamının temelini oluşturmuştur. Kiliseler kurulmuş, Hristiyan yaşamı ve anlatıları sosyal hayatı şekillendirmeye başlamış, Mesih İsa’nın sözleri ve Müjde tüm dünyaya duyurulmaya sözlü olarak hiç durmadan devam etmiştir ve hala devam etmektedir. Bu noktada şunu farketmek önemlidir ki, Pentekost günü Kutsal Ruh’un inmesiyle kurulan ilk kilise olan Kudüs Kilisesi ve ortaya çıkan binlerce inanlı artarak çoğalmış ve günümüze kadar gelmiştir. İlk kilise başta ne diyorduysa bugünde aynı şeyi söylemekte, başta ne ritüeller (Rabbim Sofrası ve vaftiz) varsa bugünde onlar vardır. Bugün dünyanın dört bir yanındaki Hristiyanlar hangi mezhebe bağlı olurlarsa olsunlar aynı İncil’i okurlar ve onaylarlar ve İsa Mesih’i de Rab olarak kabul ederler.
Kanonlaşma
Kanon terimi Yunanca “ölçü sopası” ya da “ölçü çubuğu” anlamına gelen kanōn 3 kelimesinden gelir ve antik (ilk çağlar) kilisede sık sık onları okuyan Hristiyanların inanç ve uygulamalarını bilgilendiren metinler koleksiyonuna uygulanırdı. Kutsal kitap ve kanon terimleri genellikle birbirinin yerine kullanılsa da, ikisi arasında ince ama önemli bir ayrım vardır: ’Kutsal Kitap‘, akademisyenler tarafından yaygın olarak kullanılan terim olarak, yazılı bir belgenin ilham edilmiş ve yetkili statüsünü belirtirken, ’kanon‘ tipik olarak bu tür belgelerin tanımlanmış bir listesine atıfta bulunur.
Kanon (İncil’in hangi kitaplardan oluştuğu) resmi olmasa da, o dönemki kilisede herkes tarafından bilinen bir şeydi. Hippo Konseyi (MS 393) ve Kartaca Konseyi (MS 397) de aynı 27 kitabı yetkili olarak onaylamıştır. Konsiller, bir Yeni Ahit kitabının gerçekten Kutsal Ruh tarafından esinlenip esinlenmediğini belirlemek için aşağıdaki ilkelere benzer bir yol izlemiştir:
1) Yazar bir elçi miydi ya da bir elçiyle yakın bir bağlantısı var mıydı?
1) Kitap Mesih'in bedeni tarafından genel olarak kabul ediliyor mu?
2) Kitap doktrin tutarlılığı ve ortodoks öğretiş içeriyor muydu?
3) Kitap, Kutsal Ruh'un bir eserini yansıtacak yüksek ahlaki ve ruhani değerlerin kanıtını taşıyor mu?
Bu noktada şunu hatırlatmak ve altını çizmek gereki ki kanonu kilisenin belirlemediğini hatırlamak çok önemlidir. Hiçbir erken dönem kilise konseyi kanon hakkında karar vermemiştir. Hangi kitapların Kutsal Kitap'a ait olduğunu belirleyen Tanrı'ydı ve yalnızca Tanrı'ydı. Bu sadece Tanrı'nın önceden karar vermiş olduğu şeyi takipçilerine bildirmesi meselesiydi. İnsanların Kutsal Kitap kitaplarını toplama süreci belki de kusurluydu, ancak Tanrı, egemenliğinde ve bizim cehalet ve inatçılığımıza rağmen, ilk kiliseyi esinlediği kitapların tanınmasını sağladı. İsa Mesih’in dediği gibi: "Eğer bir kimse Tanrı'nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı'dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.’’ (Yu. 7:17)
Bu konuda yapılmış araştırmalarda üç havarinin yani; Petrus, Yuhanna ve Pavlus’un daha hayattayken bu konu üzerinde çalıştıkları ve kanonu yazılı bir liste vererek olmasada sözlü olarak belirledikleri görülür.
• Pavlus mektuplarını kanonlaştırır ve Petrus’a iletir.
Pavlus, Baba Tanrıve İsaMesih tarafından seçildiğini; özellikle Yahudi olmayan uluslara elçi atandığını, Tanrı’nın kölesi olarak Rab’den vahiy yoluyla aldıklarını ilettiğini, eski çağlardan beri Tanrı’nın gizli olan sırrının Kutsal Ruh aracılığıyla bu çağda peygamberlere (yalnız kendine değil) açıklandığını ve kendisinin bu sırların kahyası olarak Kutsal Yazıları yazdığını anlatır (Ef.3:2-8; ITi.1:11-14; IIKo. 5:18-21; Rom. 11:13; 1Ko. 14:37; Rom. 1:1, 2Ti.3:16).
1. Selanikliler 2:13: “Tanrı’ya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden işitip kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür.”
Pavlus İ.S 63’te, Mesih’in geri gelişinin hemen olmayacağının vahyini aldıktan sonra, yazılarını kanonlaştırması gerektiğini anladı. Roma’da hapisteyken Luka, Markos, Timoteos ve Silvanus’un yardımlarıyla mektuplarını bir araya getirdi.
• Petrus’un Yazıları ve Kanon Onayı
İ.S 66 yılında Petrus 2. mektubunu yazarken, Pavlus’un mektupları elindeydi. Petrus bu mektupların, kutsal yazıların bir parçası olduğunu onaylar ve diğer kutsal yazılarda olduğu gibi bunların da kötü niyetli, bilgisiz ve kararsız kişilerce, çarpıtılarak yorumlanabileceği uyarısını yapar. (2. Petrus 3:15-16).
Petrus ayrıca, 2. mektubunun 1:15-19 ayetlerinde, ölümünden önce kutsal yazıları gelecek nesillere ışık olması için kayıt altına alacağından bahseder. Kutsal Kitap’taki peygamberlik sözleri, kimsenin arzularıyla yazılmış değildir. Yuhanna, Petrus ve Pavlus Kutsal Ruh’un esinlemesiyle, aldıkları vahiylerle kitaplarını yazmışlardır. Ve yazdıkları yazıların Tanrısal olduğunu zaten yazılarının içerisinde belirtirler. Tanrı’dan gelen bir otoriteyle, gelecek nesiller için, sadece sözlü olarak değil, yazılı olarak da söylediklerini kayda almışlardır.
• Yuhanna’nın Tanıklığı ve Yazıları
1. Yuhanna 1:1-4 ‘‘Yaşam Sözü'yle ilgili olarak başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimizle gördüğümüzü, seyredip ellerimizle dokunduğumuzu duyuruyoruz. 2Yaşam açıkça göründü, O'nu gördük ve O'na tanıklık ediyoruz. Baba'yla birlikte olup bize görünmüş olan sonsuz Yaşam'ı size duyuruyoruz. 3Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü, işittiğimizi size duyuruyoruz. Bizim paydaşlığımız da Baba'yla ve Oğlu İsa Mesih'ledir. 4Bunları size, sevincimiz tam olsun diye yazıyoruz.’’
Görüldüğü gibi Yuhanna’nın da muazzam bir tanıklığı vardır. Seyredip dokunduğu, et ve kemiğe bürünmüş Tanrıoğlu ile ilgili bildiklerini, Baba ile paydaşlığımız olsun diye yazıya geçirmiştir.
Son sözü ise yine İsa Mesih’e verelim: “Yer ve gök ortadan kalkacak ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.” (Mat. 24:35)
1 Örneğin, bkz. Jared Ludlow, “Paul’s Use of Old Testament Scripture” (‘‘Pavlus’un Eski Ahit’i Kullanımı’’), How the New Testament Came to Be (Yeni Ahit Nasıl Oluştu): The ThirtyFifth Annual Sidney B. Sperry Symposium, editörler Kent P. Jackson ve Frank F. Judd Jr. (Provo, UT: Religious Studies Center, Brigham Young University; Salt Lake City: Deseret Book, 2006), 227–42.
1 Sheri Bell, “Yeni Ahit'in Tarihsel Güvenilirliğinin Test Edilmesi”. Josh McDowell Hizmeti. 10 Ocak 2018. https://www.josh.org/historical-reliability-new-testament/ (Erişim tarihi: 1 Şubat 2
)
3 Daniel Becerra; The Canonization of the New Testament


Yorumlar